O kadar fazla düşünüyor o kadar fazla hissediyorum ki
nereden başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Çine geleli 3 ay bitmek üzere,
hislerim geldiğim günle aynı. Kendimi hiç bu kadar çaresiz, güçsüz ve yalnız
hissetmemiştim. Geldiğim günden beri o kadar çok kendime yolculuk yapıyorum ki
çok yoruldum. Günlerce, haftalarca, aylarca uyumak istiyorum. En sevdiğim
şeylerden bu kadar uzak, hiç sevmediğim bir ortamda bu kadar direnmeye
çalışmamıştım. Sanırım bu, hayatın beni ıslah etme şekli. Her şey o kadar farklı
ki, ne adlandırabiliyorum ne de anlamlandırabiliyorum. Her geçen gün yeni bir
şey öğrenirken biraz daha yoruluyorum, keşfediyorum ve şükürle-nefret arasında
sallanıyorum. Kendime olan öfkem bir alevleniyor bir sönüyor. Duygularımı
kontrol edebilmeyi geçtim bazen duygularımı ben bile anlayamıyorum. Geldiğimden
beri her an aklımdan zibilyon tane düşünce akıyor. Hep yazmak istiyorum, her
şeyi yazmak istiyorum. Ancak gerçekten çok yorgunum. Yazdıkça hatırlıyorum,
hatırladıkça üzülüyorum. Kendimi anlamayı geçiyorum başka insanlara imreniyorum
ve anlamaya çalışıyorum. Yıllardır burada yaşayanları, sevmelerini ve
mutluluklarını anlamaya çalışıyorum. Anlamları kendime yerleştirince sorularım
yine cevapsız kalıyor. Baktığım, dokunduğum, hissettiğim her şey o kadar farklı
ve o kadar değişken ki kendimden sıkılır oldum. Mutluluk içinde, gören gözde
laflarından artık midem bulanıyor. Sanki kimse beni anlamıyor, herkesi geçtim
kendimi anlamakta zorlanır buluyorum kendimi. Koyduğum hedefleri başaramıyorum,
engelleri aşamıyorum ve kendimi sevemiyorum. Çok kızıyorum ve cezalandırıyorum
kendimi. Geldiğim günden beri kendimle olan savaşıma bir yenik düşüyorum bir
galip geliyorum. Hayır, istesemde mutlu olamıyorum. Çünkü kafamdaki düşünceler
hep benimle. Her şeyin tahmin edemeyeceğinizden çok farkındayım. Belki bu
fırsat elime bir daha geçmeyecek, belki şu an soluduğum havayı, gördüğüm
şeyleri, tattığım tatları, kokladığım kokuları ve hissettiğim hisleri bir daha
yaşayamayacağım. Biraz önce bitti geri dönüşü yok. Biliyorum. Ancak hepsi bir
yana, kendimi keşfederken her şey bir yana kalıyor. Bu kadar çok
düşünebileceğimi ben bile bilmiyordum. Hayattan beklentilerimin bunlar
olduğunu, belki size göre çok güçlü veya güçsüz ama kendine yenik biri olduğumu
bilmiyordum. Yalnızlıktan bu kadar yorulduğumu, artık gerçekten bir nefese
ihtiyacım olduğunu bilmiyordum. Özgür ruh olmakla yalnız ruhun farkını
bilmiyordum. Özgür ruhum hep daim olsun ancak yalnız ruhumu bırakmak istiyorum
artık. 17 yaşımdan beri kurmaya çalıştığım/çalıştığımız hayattan meğerse çok
yorgun düşmüşüm. Çine geldiğimden beri çok önemli şeyler öğrendim, gerek
kendimle gerek hayatla ilgili. Çok okudum çok dinledim. Anlamaya çalıştım. Ve
onlar bilmesede hiç tahmin edemeyeceğiniz kişiler dokundu hayatıma. Yazdıkları
bir yazıyla, yaptıkları bir yorumla ve en önemlisi beni yalnız bırakışlarıyla.
Gerçekleri gördüm biraz da. Dost dediklerimi, aile gördüklerimi, kısmetimi
verdiklerimi. Her gün yeni bir şey keşfederken kendimle ilgili, herkesi
affettim. Kendimi ise hala affetmeye çalışıyorum. Yoruluyorum, yorumluyorum ve
yavaş yavaş yılıyorum. Kendimle olan savaşımı burada ya kaybedeceğim ya da
kazanacağım. İkisi de benim ikisi de içim. Burnumun sızlamasına, kalbimin
acımasına alışıyorum. Geçecek biliyorum, sarılınca geçecek, öpünce geçecek.
İnanın ki bilemezsiniz. Kaç kere bağıra bağıra ağlamak istedim. Böyle yolun
ortasında durup kendimi yerden vura vura ağlamak istediğimi bilemezsiniz. Hatta
inanın tahmin bile edemezsiniz. Önceden de yazmıştım ya, insan içine ağlar,
dışına ağlar bir de kendine ağlar diye. O kadar çok ağladım ki kendime. Ya
hakkaten o kadar çok ağladım ki. Öyle kendimi acındırmak, mutsuzluğumu cümle
alem bilsin diye yazmıyorum ya bunları. Bir sebebi var. Her ağlayışımda
bambaşka şeyler keşfettim. Ağlarken her hücremi hissettim, tüm damarlarım,
aldığım nefesin vücudumda dolaşını, tıkanışını ve çözülüşünü.. hiç utanmadım.
Yolda ağladım, milongada ağladım, işte ağladım, okulda ağladım, Allah ne
verdiyse ağladım. Ve Bülent Ortaçgil’in dediği gibi, çözdüm her şey çok basit
denize doğru.. bu şarkıyı en keyifli dinlediğim an Kaan ile beraber Bitez’de
yaz tatilindeydik. Tekne turu yapıyorduk, Kaan, Hüseyin Cem ve bir grup
ingilizle beraber. Gün batımı yakındı, Kaan yanımda uyuyor, Hüseyin Cem
teknenin alt kısmında uyuyor bense bu şarkıyı dinleyip iyot kokusunu içime
çekip rüzgarın saçlarımın içinden geçip gitmesinden keyif alarak iki direğin
arasından denizi izliyordum. Hiç unutmayacağım demiştim bu anı. Hiç de unutmak
istemiyorum ya!. Unutmadım da. Burada gerçekten o an kurtarıyor bazen beni.
Hayat çok basitmiş meğerse. Kendime kızgınlığım bundan. Kendimi affedememem de
bu yüzden sanırım. Öyle kolay da değil hani insanın bunları anlayıp, kendini
affetmesi gerektiğini anlaması, çözmesi veya keşfetmesi. Artık adını siz koyun.
Benim adını koyduğum şey kendimi affetmem gerektiği. O kadar öfkeliydim ki
buraya gelmeden önce. Her şeyle kavga halindeydim. Okulla, gelecek kaygısıyla,
İstanbulla, trafikle, sistemle, ailemle ve kendimle. Buraya geldim noldu?.
Kavgam büyüdü, kaçtığım her şey başıma iki katı geldi. Peki neden kavga
etmiyorum burda? Çin’i mi sevdim? Dans mı çok iyi? Kendi işimi mi kurdum?
Hayatımın aşkını mı buldum? Dev para mı kazanıyorum? Hepsinin cevabı koca bir
hayır. Hatta ve hatta Çin’den tiksiniyorum, dans etmeyi unuttum, kendi işimi
falan kurmadım, hayatımın aşkını bulmak bir yana 5 tane arkadaşım bile yok,
değil çok para kazanmak, kazandığım parayla anca geçinebilebiliyorum. Peki ya
neden kavga etmiyorum. İlkiz değişti mi? Yahu insan değişir mi?. Ne ben
değiştim, ne de kavgam bitti. Olan şey
sadece kavgamın kavram değiştirmesi oldu. Her şeyin basit oluşunu da bu noktada
çözdüm. Kabul ettim. Değiştiremeyeceğim şeyler için kavgayı bıraktım. Değiştirmek
istediğim şeyler içinse kavganın çözüm olmadığını anladım. Kavga çok yorucu.
Düşünce “kavga”sından bahsetmiyorum. Bildiğiniz kavgadan bahsediyorum. Mesela,
trafiğini kavga ederek çözemem, kabul ettim. Dansı bir süre askıya aldım, çünkü
dans etmek burada çok büyük lüks. Şangaya gitmem lazım, Şangaya gitmek ise
evimden çıktığım gibi 3,5 saate yakın bir süre. Hem de masraflı. Dans ettiğim
için mutlu olduğum ama o mutlu zamanları 7 saat yolda tüketip eksi bakiye ile
eve dönmektense bir süre unuttum dansı. Tango müziği bile dinlemiyorum
üzülmemek için. Yani işin özü, dans edemiyorum diye kavga etmeyi bıraktım. Çini
ise olduğu gibi kabul ettim. Sokağa tükürenleri, bağırarak konuşanları,
elektrikli motorsikletleri, trafiği, kornayı, rezalet yemekleri, pisliği, insan
kalabalığını, saygısızlığı vs vs… hepsini olduğu gibi kabul ettim. Çin, ben
bunları sevmiyorum diye değişmeyecek. Kimse değişmeyecek, hiçbir yer
değişmeyecek. Nasıl ki ben değişmiyorsam kimse de benim için değişmeyecek. En
huzurlusu, olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Kafamı çevirmeyi öğrendim. Başka
yere bakmaya, açımı değiştirmeyi öğrendim. Çin benim için elma. Ben elmayı
seviyorum, belki sen sevmiyorsun. Elmanın bunda suçu var mı? Elma sadece elma.
Sen onu sev diye veya sevme diye bir şey yapıyor mu? Yapmıyor. Ne Çin ne de
başka biri beni mutsuz etmek için ekstra çaba sarfetmiyor. Ben olumsuzlukları
görmek için çaba sarfediyorum. Elbetteki bunu yapmak isteyen, yani rahatsız
etmek isteyen, olumsuzluk yaratmak isteyen insanlar hayatımda olacak, oldu da
ve şu an bile var. Ancak bahsettiğim noktayı anladığınızı düşünüyorum. Genel
konuşuyorum. Çin halk cumhuriyetinden bahsediyorum. Çin çin işte abi. Ben
sevmedim, kimisi var çok mutlu. 6 senedir yaşıyor. Kimisi ben değilim. Ben
kalan günlerimi sayıyorum. Öğrenebildiğim her şeyi öğrenmeye, kendimi çözmeye,
anlamaya ve sevmeye çalışıyorum. Şu sıralar kendimi gerçekten sevemiyorum,
ancak bir süreç biliyorum. Geçecek. Öpünce geçecek. Yazılarım hep karışık
olacak. Gelmeden önce kitap yazmak vardı aklımda. Gelmeden önce aklımda olan
her şey gibi bu da değişti. Hislerimi yazacağım, kendime olan yolculuğumu
anlatacağım size. Çini anlatacağım. Kafamda düşünceler ne zaman bulanıklaşsa
yazacağım. Yazmak ilaç gibi bana. Birazcık zor evet çünkü hislerim çok hızlı
değişiyor, yakalayamıyorum. Elimden gelenin en iyisini yapacağım. Çin bana bir
de gerçekten bunu öğretti. Burada gerçekten elimden gelenin en iyisini
yapıyorum. Belki 4 ay kısacık bir süre, ancak ben 4 ayın her gününü 1 yıl gibi
yaşıyorum burada. Hayat yolcuğumda çıktığım bu Çin yolcuğundan kalbimde,
aklımda, ruhumda nelerde döneceğim bilemiyorum ancak bavulumda bol bol tatlı
patates noodle’ı olacak, en azından onu biliyorum :D
Hepinizi
kalbinizden öptüm, kalasınız sağlıcakla.