22 Mayıs 2017 Pazartesi

O kadar fazla düşünüyor o kadar fazla hissediyorum ki nereden başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Çine geleli 3 ay bitmek üzere, hislerim geldiğim günle aynı. Kendimi hiç bu kadar çaresiz, güçsüz ve yalnız hissetmemiştim. Geldiğim günden beri o kadar çok kendime yolculuk yapıyorum ki çok yoruldum. Günlerce, haftalarca, aylarca uyumak istiyorum. En sevdiğim şeylerden bu kadar uzak, hiç sevmediğim bir ortamda bu kadar direnmeye çalışmamıştım. Sanırım bu, hayatın beni ıslah etme şekli. Her şey o kadar farklı ki, ne adlandırabiliyorum ne de anlamlandırabiliyorum. Her geçen gün yeni bir şey öğrenirken biraz daha yoruluyorum, keşfediyorum ve şükürle-nefret arasında sallanıyorum. Kendime olan öfkem bir alevleniyor bir sönüyor. Duygularımı kontrol edebilmeyi geçtim bazen duygularımı ben bile anlayamıyorum. Geldiğimden beri her an aklımdan zibilyon tane düşünce akıyor. Hep yazmak istiyorum, her şeyi yazmak istiyorum. Ancak gerçekten çok yorgunum. Yazdıkça hatırlıyorum, hatırladıkça üzülüyorum. Kendimi anlamayı geçiyorum başka insanlara imreniyorum ve anlamaya çalışıyorum. Yıllardır burada yaşayanları, sevmelerini ve mutluluklarını anlamaya çalışıyorum. Anlamları kendime yerleştirince sorularım yine cevapsız kalıyor. Baktığım, dokunduğum, hissettiğim her şey o kadar farklı ve o kadar değişken ki kendimden sıkılır oldum. Mutluluk içinde, gören gözde laflarından artık midem bulanıyor. Sanki kimse beni anlamıyor, herkesi geçtim kendimi anlamakta zorlanır buluyorum kendimi. Koyduğum hedefleri başaramıyorum, engelleri aşamıyorum ve kendimi sevemiyorum. Çok kızıyorum ve cezalandırıyorum kendimi. Geldiğim günden beri kendimle olan savaşıma bir yenik düşüyorum bir galip geliyorum. Hayır, istesemde mutlu olamıyorum. Çünkü kafamdaki düşünceler hep benimle. Her şeyin tahmin edemeyeceğinizden çok farkındayım. Belki bu fırsat elime bir daha geçmeyecek, belki şu an soluduğum havayı, gördüğüm şeyleri, tattığım tatları, kokladığım kokuları ve hissettiğim hisleri bir daha yaşayamayacağım. Biraz önce bitti geri dönüşü yok. Biliyorum. Ancak hepsi bir yana, kendimi keşfederken her şey bir yana kalıyor. Bu kadar çok düşünebileceğimi ben bile bilmiyordum. Hayattan beklentilerimin bunlar olduğunu, belki size göre çok güçlü veya güçsüz ama kendine yenik biri olduğumu bilmiyordum. Yalnızlıktan bu kadar yorulduğumu, artık gerçekten bir nefese ihtiyacım olduğunu bilmiyordum. Özgür ruh olmakla yalnız ruhun farkını bilmiyordum. Özgür ruhum hep daim olsun ancak yalnız ruhumu bırakmak istiyorum artık. 17 yaşımdan beri kurmaya çalıştığım/çalıştığımız hayattan meğerse çok yorgun düşmüşüm. Çine geldiğimden beri çok önemli şeyler öğrendim, gerek kendimle gerek hayatla ilgili. Çok okudum çok dinledim. Anlamaya çalıştım. Ve onlar bilmesede hiç tahmin edemeyeceğiniz kişiler dokundu hayatıma. Yazdıkları bir yazıyla, yaptıkları bir yorumla ve en önemlisi beni yalnız bırakışlarıyla. Gerçekleri gördüm biraz da. Dost dediklerimi, aile gördüklerimi, kısmetimi verdiklerimi. Her gün yeni bir şey keşfederken kendimle ilgili, herkesi affettim. Kendimi ise hala affetmeye çalışıyorum. Yoruluyorum, yorumluyorum ve yavaş yavaş yılıyorum. Kendimle olan savaşımı burada ya kaybedeceğim ya da kazanacağım. İkisi de benim ikisi de içim. Burnumun sızlamasına, kalbimin acımasına alışıyorum. Geçecek biliyorum, sarılınca geçecek, öpünce geçecek. İnanın ki bilemezsiniz. Kaç kere bağıra bağıra ağlamak istedim. Böyle yolun ortasında durup kendimi yerden vura vura ağlamak istediğimi bilemezsiniz. Hatta inanın tahmin bile edemezsiniz. Önceden de yazmıştım ya, insan içine ağlar, dışına ağlar bir de kendine ağlar diye. O kadar çok ağladım ki kendime. Ya hakkaten o kadar çok ağladım ki. Öyle kendimi acındırmak, mutsuzluğumu cümle alem bilsin diye yazmıyorum ya bunları. Bir sebebi var. Her ağlayışımda bambaşka şeyler keşfettim. Ağlarken her hücremi hissettim, tüm damarlarım, aldığım nefesin vücudumda dolaşını, tıkanışını ve çözülüşünü.. hiç utanmadım. Yolda ağladım, milongada ağladım, işte ağladım, okulda ağladım, Allah ne verdiyse ağladım. Ve Bülent Ortaçgil’in dediği gibi, çözdüm her şey çok basit denize doğru.. bu şarkıyı en keyifli dinlediğim an Kaan ile beraber Bitez’de yaz tatilindeydik. Tekne turu yapıyorduk, Kaan, Hüseyin Cem ve bir grup ingilizle beraber. Gün batımı yakındı, Kaan yanımda uyuyor, Hüseyin Cem teknenin alt kısmında uyuyor bense bu şarkıyı dinleyip iyot kokusunu içime çekip rüzgarın saçlarımın içinden geçip gitmesinden keyif alarak iki direğin arasından denizi izliyordum. Hiç unutmayacağım demiştim bu anı. Hiç de unutmak istemiyorum ya!. Unutmadım da. Burada gerçekten o an kurtarıyor bazen beni. Hayat çok basitmiş meğerse. Kendime kızgınlığım bundan. Kendimi affedememem de bu yüzden sanırım. Öyle kolay da değil hani insanın bunları anlayıp, kendini affetmesi gerektiğini anlaması, çözmesi veya keşfetmesi. Artık adını siz koyun. Benim adını koyduğum şey kendimi affetmem gerektiği. O kadar öfkeliydim ki buraya gelmeden önce. Her şeyle kavga halindeydim. Okulla, gelecek kaygısıyla, İstanbulla, trafikle, sistemle, ailemle ve kendimle. Buraya geldim noldu?. Kavgam büyüdü, kaçtığım her şey başıma iki katı geldi. Peki neden kavga etmiyorum burda? Çin’i mi sevdim? Dans mı çok iyi? Kendi işimi mi kurdum? Hayatımın aşkını mı buldum? Dev para mı kazanıyorum? Hepsinin cevabı koca bir hayır. Hatta ve hatta Çin’den tiksiniyorum, dans etmeyi unuttum, kendi işimi falan kurmadım, hayatımın aşkını bulmak bir yana 5 tane arkadaşım bile yok, değil çok para kazanmak, kazandığım parayla anca geçinebilebiliyorum. Peki ya neden kavga etmiyorum. İlkiz değişti mi? Yahu insan değişir mi?. Ne ben değiştim, ne de kavgam bitti.  Olan şey sadece kavgamın kavram değiştirmesi oldu. Her şeyin basit oluşunu da bu noktada çözdüm. Kabul ettim. Değiştiremeyeceğim şeyler için kavgayı bıraktım. Değiştirmek istediğim şeyler içinse kavganın çözüm olmadığını anladım. Kavga çok yorucu. Düşünce “kavga”sından bahsetmiyorum. Bildiğiniz kavgadan bahsediyorum. Mesela, trafiğini kavga ederek çözemem, kabul ettim. Dansı bir süre askıya aldım, çünkü dans etmek burada çok büyük lüks. Şangaya gitmem lazım, Şangaya gitmek ise evimden çıktığım gibi 3,5 saate yakın bir süre. Hem de masraflı. Dans ettiğim için mutlu olduğum ama o mutlu zamanları 7 saat yolda tüketip eksi bakiye ile eve dönmektense bir süre unuttum dansı. Tango müziği bile dinlemiyorum üzülmemek için. Yani işin özü, dans edemiyorum diye kavga etmeyi bıraktım. Çini ise olduğu gibi kabul ettim. Sokağa tükürenleri, bağırarak konuşanları, elektrikli motorsikletleri, trafiği, kornayı, rezalet yemekleri, pisliği, insan kalabalığını, saygısızlığı vs vs… hepsini olduğu gibi kabul ettim. Çin, ben bunları sevmiyorum diye değişmeyecek. Kimse değişmeyecek, hiçbir yer değişmeyecek. Nasıl ki ben değişmiyorsam kimse de benim için değişmeyecek. En huzurlusu, olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Kafamı çevirmeyi öğrendim. Başka yere bakmaya, açımı değiştirmeyi öğrendim. Çin benim için elma. Ben elmayı seviyorum, belki sen sevmiyorsun. Elmanın bunda suçu var mı? Elma sadece elma. Sen onu sev diye veya sevme diye bir şey yapıyor mu? Yapmıyor. Ne Çin ne de başka biri beni mutsuz etmek için ekstra çaba sarfetmiyor. Ben olumsuzlukları görmek için çaba sarfediyorum. Elbetteki bunu yapmak isteyen, yani rahatsız etmek isteyen, olumsuzluk yaratmak isteyen insanlar hayatımda olacak, oldu da ve şu an bile var. Ancak bahsettiğim noktayı anladığınızı düşünüyorum. Genel konuşuyorum. Çin halk cumhuriyetinden bahsediyorum. Çin çin işte abi. Ben sevmedim, kimisi var çok mutlu. 6 senedir yaşıyor. Kimisi ben değilim. Ben kalan günlerimi sayıyorum. Öğrenebildiğim her şeyi öğrenmeye, kendimi çözmeye, anlamaya ve sevmeye çalışıyorum. Şu sıralar kendimi gerçekten sevemiyorum, ancak bir süreç biliyorum. Geçecek. Öpünce geçecek. Yazılarım hep karışık olacak. Gelmeden önce kitap yazmak vardı aklımda. Gelmeden önce aklımda olan her şey gibi bu da değişti. Hislerimi yazacağım, kendime olan yolculuğumu anlatacağım size. Çini anlatacağım. Kafamda düşünceler ne zaman bulanıklaşsa yazacağım. Yazmak ilaç gibi bana. Birazcık zor evet çünkü hislerim çok hızlı değişiyor, yakalayamıyorum. Elimden gelenin en iyisini yapacağım. Çin bana bir de gerçekten bunu öğretti. Burada gerçekten elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Belki 4 ay kısacık bir süre, ancak ben 4 ayın her gününü 1 yıl gibi yaşıyorum burada. Hayat yolcuğumda çıktığım bu Çin yolcuğundan kalbimde, aklımda, ruhumda nelerde döneceğim bilemiyorum ancak bavulumda bol bol tatlı patates noodle’ı olacak, en azından onu biliyorum :D

Hepinizi kalbinizden öptüm, kalasınız sağlıcakla.